Çocuğun okula gitmeyi reddetmesi, ebeveynler için hem endişe hemde çaresizlik yaratabilir. Fakat bu davranışı sadece “istemiyor” şeklinde değerlendirmek yerine çocuğun davranışının arkasındaki duyguyu ve yaşadığı durumu anlamaya çalışmak daha sağlıklı ve güvenilir bir başlangıçtır.
Çünkü “okula gitmek istemeyen çocuğa nasıl davranılmalı” sorusunun yanıtı her çocuk için aynı değildir. Bu noktada yaş, okul deneyimi, aile düzeni ve çocuğun yaşadığı değişiklikler beraber değerlendirilmelidir.

Çocuk okula gitmek istemediğinde ortaya çıkan davranış, her zaman ebeveynle yaşanan bir güç mücadelesi anlamına gelmez. Bazen çocuk ayrılma konusunda zorlanabilir, arkadaşları ile yaşadığı bir sorunu anlatmakta güçlük çekebilir veya derslerle ilgili kendisini yetersiz ve geri kalmış hissedebilir. Özellikle küçük çocuklar yaşadıkları duyguyu doğrudan ifade etmek yerine ağlama, öfkelenme, hazırlanmayı reddetme veya sabahları çeşitli fiziksel yakınmalar gibi bazı durumlardan söz etmeye başlayabilir.
İşte bu nedenle çocuk okula gitmek istemiyor olduğunda ilk adım davranışı etiketlemek değil “bana ne anlatmaya çalışıyor olabilir ?” sorusunu sormaktır. Bu çok daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
Okula gitmek istememe nedenler çocuğun yaşına ve yaşadığı koşullara göre son derece farklılık gösterebilir. Çünkü aynı davranış farklı çocuklarda farklı anlamlar taşıyabilir. Bu nedenle ebeveynin özellikle son dönemde ortaya çıkan değişikliklere oldukça dikkat etmesi yararlı olabilir. Ancak bu noktada okula gitmek istememe nedenlerini daha detaylı şekilde sıralamak gerekirse;
Özellikle okula yeni başlayan veya okul düzeninde değişiklik yaşayan pek çok çocuk düzeni ve ebeveyninden ayrılmak istemeyebilir ve bu durum ona zor gelebilir. Çocuk okul kapısında ağlıyorsa, evden çıkmadan önce sürekli anne veya babasının yanında kalmak istiyorsa yada okuldan söz edildiğinde huzursuzlaşıyorsa bu durum üzerinde sakin biçimde durulabilir.
Çocuk arkadaşlarıyla yaşadığı bir problemi her zaman açıkça anlatmayabilir. Bir arkadaşının adını duyduğunda huzursuz olması, teneffüslerden söz etmek istememesi veya okuldan her döndüğünde içine kapanması gözden kaçırılmaması gereken değişiklikler olabilir.
Bazı çocuklar sınıf ortamında kendilerini rahat hissetmeyebilir. Öğretmenle ilgili konuşmakta kaçınma, belirli derslerden önce huzursuz olma veya sınıfa girmek istememe gibi davranışlar ebeveynin dikkatini çekebilir.
Derslerde zorlanmakda çocuğun okula karşı isteksizleşmesine neden olabilir. Ödev veya sınavlardan önce yoğun gerilim yoğun gerilim yaşaması, hata yapmaktan çekinmesi yada “ben yapamıyorum” gibi ifadeleri artırması, akademik açıdan desteğe ihtiyaç duyduğunu gösterebilir.
Taşınma, aile düzenindeki değişiklikler, yeni bir kardeş, sınıf veya öğretmen değişikliği gibi durumlar çocuğun günlük düzenini etkileyebilir. Çocuk bu değişiklikleri yetişkinler kadar kolay ifade edemeyebilir.
Çocuğun okuldan sonra belirgin biçimde içine kapanması, bazı arkadaşlarından söz etmek istememesi ve artan bir huzursuzluk göstermesi daha yakından değerlendirilmelidir.
Sabah yaşanan ağlama, öfke veya okula gitmeyi reddetme anlarında ebeveynin kendi sakinliğini koruması kolay olmayabilir. Yinede o anda uzun tartışmalara girmek yerine çocuğun duygusunu anlamaya ve günlük düzeni korumaya odaklanmak çok daha işlevsel olabilir. Bunun yanında;
Çocuk yoğun şekilde ağlıyor veya öfkeleniyorsa hemen nedenini sorgulamak yerine önce sakinleşmesine yardımcı olunabilir. Bu noktada kısa ve sakin cümleler, uzun açıklamalardan daha etkili olabilir.
Okula gitme konusunda her sabah uzun bir pazarlık yapmak, zaman içinde sabah rutinini zorlaştırabilir. Ebeveyn okulun günlük yaşamın bir parçası olduğunu sakin biçimde ifade ederken çocuğun yaşadığı duyguyuda görmezden gelmemelidir.
Peş peşe sorular sormak çocuğun kendisini sorgulanıyor hissetmesine neden olabilir. Bunun yerine uygun bir zamanda konuşmak için fırsat bırakabilir.
Kıyafet, çanta, kahvaltı ve ulaşım gibi hazırlıkları mümkün olduğunca akşamdan düzenlemek sabah yaşanan zaman baskısını azaltabilir. Çünkü tahmin edilebilir bir rutin özellikle ortaya çıkan değişikliklerden zorlanan çocuklar için işleri kolaylaştırabilir.
Ebeveyn çocuğun duygusunu kabul ederken günlük sorumluluklarla ilgili sınırı koruyabilir. Çünkü duyguyu kabul etmek, davranışın her zaman onaylanması değildir. Buradaki amaç çocuğun “beni anlamıyorlar” hissine kapılmasını önlerken yetişkinin rehberliğini sürmesidir.
Bazen kısa süreli isteksizlik veya belirli bir güne yönelik direnç görülebilir. Fakat çocuğun okula gitmek istememesi sürekli hale geliyorsa durumun altında ne olduğunu daha ayrıntılı değerlendirmek gerekebilir. Özellikle şu durumlarda çocukla daha yakından ilgilenmek ve gerektiğinde bir uzmandan destek almak uygun olabilir;
Tüm bu belirtiler görüldüğünde çocuğu hemen belirli bir tanımlama etiketlemek yerine, yaşadığı güçlüğün kaynağını anlama çalışmak gerekir.
Her sabah ortaya çıkması, davranışın çocuğun okul öncesinde yaşadığı belirli bir duygu veya durum ile ilişkili olabileceğini gösterir.
Kızmak genellikle çocuğun yaşadığı güçsüzlüğü anlamaya yardımcı olmaz. Sakin kalmak, duygusunu dinlemek ve günlük sınırları net biçimde korumak daha yapıcı bir yaklaşım olabilir.
Hayır. Her okula gitmek istememe davranışı yoğun bir korku anlamına gelmez. Davranışın süresi, şiddeti ve ortaya çıktığı koşullar beraber değerlendirilmelidir.
Tek bir yaklaşım bütün çocuklar için doğru değildir. Öncelikle çocuğun neden gitmek istemediğini anlamaya çalışmak gerekir. Fakat özellikle süreklilik gösteren durumlarda sadece zorlamak veya sadece okuldan uzaklaştırmak yerine sorunun kaynağına odaklanma çok daha sağlıklı olabilir.
Davranış sürekli hale geliyorsa, çocuğun günlük yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa veya yoğun duygusal yada fiziksel belirtiler eşlik ediyorsa uzmandan profesyonel değerlendirme almak düşünülebilir.